Tarih Hakkında Herşey..

Osmanlı’nın Genişleme Stratejileri




<%WindowTitle%>

Osmanlı’nın Genişleme Stratejileri

Orta ve Güney-batı Asya’daki Büyük Selçuklu hakimiyetinin 1157′de sona ermesi üzerine, bölgedeki dengeyi, özellikle Haçlıların kendi lehlerine değiştirme çabalarına, belki de kendini aşan bir kapasite ile karşı koyan Anadolu Selçuklularının 1243′de Kösedağ savaşında Moğollara mağlup olması, Anadoluyu bile küçük devletçikler öbeği haline gelmişti. Moğolların Doğu ve Orta Anadolu’da etkili olması dolayısıyla buralardaki Türkmenlerin büyük bir kısmı yönlerini Moğol baskısının ulaşmadığı, Batıdaki uç bölgelerine çevirmişlerdi.
Serhad bölgesindeki Türkmen nüfusunun artmasına paralel olarak Bizans ile-deniz hariç-en geniş sınırı bulunan Osmanlı Beyliği Bursa, İznik, İzmit, Üsküdar istikametinde birikmiş insan gücünü kullanarak genişlemiş ve Anadolu Selçukçulularının yıkılmasıyla ortaya çıkan kaos ortamında Bizans’ın Anadolu içlerine doğru yeniden harekete geçmesine engel olmuştu.

Selçukludan kalan alanda birbirleriyle mücadele eden beylikler yerine Osmanlı’nın, Bizans’a yönelmesi Anadolu’daki insanların Selçuklu varisliği hususundaki Osmanlı’ya teveccühünde önemli bir amil olmuş ve Osmanlı’nın temayüzüne yol açmıştı.

Osman Bey, 1303′de, İznik şehrini baskı altında tutarak, İstanbul boğazı istikametinde ilerlemeye çalışırken, Bizans’ın İznik’i kurtarma çabası, Koyunhisar savaşının Osmanlılar tarafından kazanılmasıyla başarısızlığa uğramıştı. Bursa’yı ele geçirmek isteyen Osman Bey, 1321′de Mudanya limanını ele geçirerek Bursa’nın dış dünya ile olan irtibatını kesmişti.

 

Hem doğu hem batı (Anadolu-Balkan) yönündeki stratejileri

Orhan Bey daha önceki politikaya uygun olarak, 1326′da Bursa’yı ele geçirdikten sonra, İznik(1331), Gemlik(1333) ve nihayet 1337′de İzmit’in ele geçirilmesi ile Osmanlılar Karadeniz’e ulaşarak, Üsküdar’a kadar olan Kocaeli yarımadasına sahip olmuşlar ve neredeyse Bizansı İstanbul Boğazı’na kadar olan Anadolu topraklarından uzaklaştırmışlardı. Bizansın başşehrinin olduğu İstanbul Boğazı’ndan Trakya’ya geçmenin zorluğu ortada olmakla beraber, Çanakkale istikametinde ilerleyerek buradan Trakya’ya geçmek, Bizans’a güneyden deniz yolunu kapatmak hedefiyle, Orhan Bey zamanında, Osmanlılar ilk defa ciddi olarak bir Türk beyliği ile karşı karşıya gelmişti. 1345 tarihinde, Balıkesir-Çanakkale bölgesindeki Karesi Beyliği’ndeki iç anlaşmazlıklar nedeniyle, bazı beylerin yardım istemesinden de istifadeyle, Orhan Bey’in Karesi seferine çıkması üzerine Balıkesir, Manyas ve Kapıdağı gibi şehirler Osmanlı Devletine dahil olurken, kısa zamanda bu beylik Osmanlı ile bütünleşmiş, hem coğrafi ve hem de insan gücü bakımından Osmanlı’ya katkısı olmuştu. Böylece, Osmanlıların Çanakkale üzerinden Trakya’ya geçmeleri için bir engel kalmamıştı. Bu arada, Sivas merkezli Eretna Beyliği’nin en batısında olan Ankara şehri, iç karışıklıklar içerisinde oldukları bir sırada Osmanlı sınırlarının doğusunda Orta Anadolu için muhkem bir nokta olan burası ele geçirilmişti (1354). Böylece Osmanlılar Anadolu’da çok stratejik bir yere ayaklarını basmışlardı.

Bizans’taki taht kavgalarından faydalanan Osmanlılar, Çanakkale Boğazı’ndan Trakya’ya geçerek 1354′te Gelibolu ve çevresini feth etmişlerdi. Böylece, Çanakkale Boğazı ve çevresi ele geçirilerek Marmara Denizi’ne Akdeniz’den giriş ve çıkışları denetim altına alınmış, Bizans kontrol altına alınırken, Balkanlardaki genişlemenin köprübaşı tutulup, ilerlemenin önü açılmıştı. Böylece, Osmanlı Devleti, toprak olarak küçüklüğüne rağmen, iki kıtada toprakları olan, stratejik üstünlüğe sahip ve sadece ele geçirme değil, bölgeye doğudan gelen Türk boylarını iskan etme ve meskun halkı kendine bağlama politikaları ile daimî yerleşme siyasetini uygulamaya koymuştu. Bölgenin sadece siyasi değil, etnik ve dini mensubiyet haritasını da değiştirerek böl-geye hakim olmak için pratik ve reel bir siyaset uygulamışlardı.

Orhan Bey döneminde, Anadolu’da Ankara’yı alarak sağlam bir zemine dayanan Osmanlılar, Trakya’da Marmara Denizi’nin Avrupa yakasını kontrol edecek ve Balkan istikametinde kilit rol oynayacak olan Edirne’yi ele geçirmişlerdi. Bu sayede küçük Osmanlı Devleti, iki istikametli politikasını yürürlüğe koymuştu. Hem Doğu yani Anadolu, hem de Batı yani Balkanlar istikametinde genişleme politikasını tatbike başlamıştı. Bu siyaset Selçuklu varisliği için Anadolu’da hakimiyeti tesis etmek ve yeni alanları ele geçirerek, Anadolu Selçukluları döneminde bölgede eksik olarak gerçekleşen hakimiyetlerini kâmil hale dönüştürmek tarzında cereyan ediyordu.

I. Murad (1362-1389) da bu Osmanlı politikasını devam ettirmişti. Ankara’yı yeniden (1362) halkın isteği ve memnuniyeti ile ele geçirerek Anadolu’da konumunu sağlamlaştıran I. Murad döneminde, Edirne ve Trakya’yı takviye etmek, Balkanların ortasında Meriç vadisinde önemli bir mevkide olan ve Bulgarlar ile Bizans’ı birbirinden koparan, hatta Sırp Kralının konumunu zora sokacak bir şekil-de Filibe ele geçirilmişti(1363). Bunun üzerine, Bizans Osmanlılarla anlaşmaya mecbur kalarak, İstanbul’un gıda ihtiyacını ancak garanti altına almış oluyordu. Artık, Bizans Osmanlının çevrelediği bir şehir konumuna dönüşüyordu.

Filibe’nin Osmanlıya geçişi, Papa V. Urban’ın teşvikiyle Sırp, Macar, Eflak ve Bulgar arasında bir ittifak oluşturdu. Macar Kralı Layoş’un idare ettiği ordunun Sırpsındığı savaşında (1364) yenilmesi Osmanlıya, Balkanlardaki Macar nüfuzunu kırma fırsatı verdi. Osmanlı’ya karşı Haçlı seferlerinin devamı niteliğinde sayılabilecek ve Avrupa’da hazırlanan bu müşterek mukavemete darbe indirme şansını vermiş ve Osmanlı ilk defa, Avrupalı bir güce karşı başarı elde etmişti. Papanın yeni bir ittifak teşebbüsü üzerine Savoy Dükü II. Amedeon Gelibolu’yu ele geçirip Bizans’a verdi (1366) ise de, Osmanlılar burayı kısa bir süre sonra tekrar ele geçirdiler. Çok geçmeden Makedonya’ya ulaşan Osmanlılar Serez, Selanik, Drama, Kavala ve Sofya’yı feth ettiler. Böylece batı istikametinde ilerleyen Osmanlı kuvvetleri orta Balkanlara yerleşmişlerdi.

I. Murad, Batı Anadolu’dan başlayarak Anadolu Beyliklerini Osmanlıya katma politikasında zaruret olmadan çatışmaya girmeme tarzını benimsemişti. Siyasi evlilik yoluyla, mesela Şehzade Bayezid’i Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı ile evlendirerek Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Taşanlı’nın çeyiz olarak Osmanlıya katılmasını sağlamıştı. Nüfuz ve kudreti artan Osmanlı Devleti, I. Murad’ın teklifiyle Hamidoğullarından Akşehir, Beyşehir, Karaağaç, Yalvaç, Seydişehir ve Isparta gibi şehirleri satın almıştı. Böylece savaşsız olarak Batı Anadolu’da büyük alan kazanan Osmanlılar, Kastamonu-Sinop civarında hüküm süren Candaroğullarını hakimiyetine katmak istemişlerdi. Bu doğrultuda, Şehzade Süleyman’ı himayeye aldı ve Osmanlı ailesine damat yapılarak kaynaşmayı sağladı. Süleyman Bey de seferlerde Osmanlıya kuvvet vermeyi ihmal etmedi.

Germiyanoğullarından bazı toprakları alan Osmanlı Devleti Konya’ya doğru bir ilerleme sağlamıştı. Kendilerini Selçuk-luların varisi gören Karamanoğulları ile Osmanlılar arsında rekabet kızışmıştı. I. Murad, Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey’i kızı Nefise Sultan ile evlendirerek akraba olmayı, Anadolu’da birliği sağlamayı ve Anadolu’dan emin bir surette Balkanlara yönelmeyi istiyordu. Fakat Venedik, Sırp ve Papalık Osmanlıya karşı Karamanoğulla-rını tahrik etmeye başlamışlardı. Anado-lu’dan emin olmak isteyen I. Murad, Sırp Lazor tehlikesini bir yana bırakarak, Karamanoğullarının üzerine yürüdü ve Osmanlı üstünlüğünü Alaeddin Bey’e kabul ettirdi. Böylece, Orta Anadolu’da da Osmanlı üstünlüğü tescil edilmişti.

Sırp kralı Lazor kumandasında Osmanlıya karşı kurulan Sırp, Bulgar, Bosna kuvvetlerine karşı ilk defa Karaman, Saruhan, Aydınoğulları kuvvetlerinin katılması ile Kosova savaşında Lazor kumandasındaki ittifakı yendi. İlk defa üç Türk Beyliğinden kuvvetlerin katılımı ile başarı sağlanması Anadolu’nun birleşmeye doğru attığı adımların da göstergesi olmuştu. Hem doğu hem de batı istikametinde başarılı politikalar ortaya koyan I. Murad, Kosova’da savaş bittikten sonra şehid edildi. Savaş dışında da stratejileri çok iyi uygulayan I. Murad ortadan kaldırılmıştı.

Yıldırım Bayezid, Sırplarla vergi vermek, askerlik yapmak şartı ile anlaşma yoluna giderken, Üsküp şehri alınarak buraya Türk ahali yerleştirildi. Edirne dini, eğitim ve sosyal eserler inşa edilerek bir kültür merkezi haline getirmeye çalışıldı. Yıldırım, Balkanlarda sükuneti sağlayacak yerleşmeyi sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Onun esas hedefi Anadolu birliğinin sağlanması idi. Zira burada hakimiyet problemsiz olarak sağlanmadan büyük açılımlar mümkün görünmüyordu.

Bu gaye ile Saruhan, Aydın, Menteşe ve Germiyan Beyliklerini kısa sürede (1389-1390) ele geçirilerek Kütahya merkezli Anadolu eyaletini kurdu. Batı Anadolu’daki bu birlik, Osmanlının Akdeniz’de bir deniz gücü haline gelmesine zemin hazırladı. Menteşe ve Aydın Beyliklerinin filolarının da Osmanlıya intikali ile Venediklilerin Batı Anadolu’daki deniz üstünlüğü sona ermiş ve Osmanlı deniz kuvvetleri, Sakız, Eğriboz ile Venediklilerin elindeki adalara seferler düzenlemeye başlamışlardı. Böylece, Batı Anadolu’ya hakim olan Osmanlı, Haçlı seferlerinden beri bölgede deniz etkinliklerini devam ettiren Avrupalı kuvvetlere karşı ciddi bir güç olarak çıkmıştı (1390).

Bizans üzerindeki baskıyı artıran Yıldırım Bayezid, İstanbul’da camisiyle beraber, yüz haneli, bir Türk mahallesinin kurulmasını kabul ettirerek, İstanbul’un içerisine barış yolu ile yerleşmede önemli bir adım atmıştı (1391).

Anadolu birliği için en büyük engeli oluşturan Karamanoğulları üzerine bir sefer düzenleyen (1391) Bayezid, bu beyliğin önemli bir kısmını Osmanlıya bağlarken, Mısır’daki halifeden “Sultanu’r-Rum (Roma)” (Anadolu Sultanı) ünvanını alarak (1392) Selçuklu Sultanlarının varisliğini halifeye tasdik ettirmişti. Böylece, Osmanlı Devleti, Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerine yapmış olduğu seferleri meşrulaştırmış oldu.

Osmanlıların Macar sınırlarına dayanmasından rahatsız olan Macar Kralı Sigismund’un isteği ile Fransa, İngiltere, İskoçya, Lehistan Avusturya, İtalya, İsviçre ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden gelen Haçlı kuvvetlerini Niğbolu’da yenen (1396) Bayezid, Anadolu’da karışıklık çıkaran Karaman Beyliği üzerine yürüdü ve Beylik, Osmanlılara bağlandı (1397). Canik bölgesi ve Kadı Burhaneddin Devleti de Osmanlı hakimiyetine girdi (1398). Böylece haçlılara karşı sağladığı üstünlüğünü, Anadolu’da Beylikler üzerinde de perçinlemiş oldu. Ancak, Orta Asya merkezli büyük devlet kuran Timur’la Ankara’da yapılan savaşı Bayezid kaybedince Osmanlı Devleti bir fetret dönemine girmişti.

1403′ten 1448 tarihine kadar başlangıçta iç mücadele yapılırken, daha sonra ise özellikle II. Murad döneminde Balkan ve Anadolu’da Osmanlı hakimiyeti yeniden tesis edildi. 1451′de, Fatih’in başa geçmesi ile bu ivme daha da hızlanacaktı.


Copyright © 2011 Mhe
Bu Site En iyi Firefox'da Görüntülenir.
Sitemizdeki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir.

Bugün 2 ziyaretçi buradaydı.