Tarih Hakkında Herşey..

Tarihimizde Pazarlar Kutsaldır!




<%WindowTitle%>

Tarihimizde Pazarlar Kutsaldır

Fuarcılığımızın bir tarihsel arkaplanı var mı, varsa nasıl bir süreçten geçmiş, bunu bilmenin günümüz fuarcılığı açısından taşıdığı önemin çok açık olduğu gerçeği izaha muhtaç değil. Fuarcılığımızın tarihine bir pencere açmak ve geriye doğru bakmak istedik. Bu çerçevede i.Ü. iktisat Fakültesi öğretim üyesi iktisat tarihçisi Doç. Dr. Coşkun Çakır ile Türk fuarcılık tarihinin serüvenini konuştuk.
Fuarcılığımızın bir tarihsel arkaplanı var mı, varsa nasıl bir süreçten geçmiş, bunu bilmenin günümüz fuarcılığı açısından taşıdığı önemin çok açık olduğu gerçeği izaha muhtaç değil. Fuarcılığımızın tarihine bir pencere açmak ve geriye doğru bakmak istedik. Bu çerçevede i.Ü. iktisat Fakültesi öğretim üyesi iktisat tarihçisi Doç. Dr. Coşkun Çakır ile Türk fuarcılık tarihinin serüvenini konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umduğumuz bir röportaj çıktı ortaya.

Fuar ya da panayır kavramının anlamını, toplumsal bir olgu olarak ortaya çıkışını ve tarih içindeki seyrini kısaca açıklar mısınız?

ÇAKIR: Fuar daha çok batı menşeli bir kurumdur. Kelimenin aslı (foire) fransızcadır. Genel olarak fuarı, belli zamanlarda ve belli yerlerde ticaret mallarının tanıtılması ve pazarlanması maksadıyla açılan sergiler, satış merkezleri ve büyük pazarlara verilen isimdir diye tanımlayabiliriz. Yine de fuarların pazarlardan bir farkı vardır. Pazarlar bir ya da birkaç gün iken fuarlar daha uzun sürelidir, bir ay, bir buçuk ay gibi.

 

Tarihte ilk fuarların M.Ö. 2000′li yıllarda kurulduğunu biliyoruz. Daha çok Orta-Doğu, yani Mezopotamya ve Suriye ile Mısır’da kurulan bu fuarlar belli kentlerde ticaret kervanlarının bir araya gelmesiyle oluşan büyük pazarlar şeklindedir. Benzer fuarlar Eski Yunan ve Roma’da da görülmektedir. Romalılar işgal ettikleri yerlerde ticareti geliştirmek maksadıyla fuarlar kurmuşlardır. Eski Yunan’da halkın ürettiği malların tanıtılıp sergilenmesiyle fuar geleneği başlamıştır. Bu geleneğin hemen her farklı toplumda izleri görülmüştür. Hz. Peygamber zamanında da Medine Pazarı adıyla meşhur bir Pazar kurulmuştur. islam toplumunun ticari ve iktisadi hayata ilişkin temel ilkelerinin oluşmasında bu pazarın payı büyük olmuştur.

Fakat bu günkü anlamda fuar diyebileceğimiz ve hakkında çok şey bildiğimiz Avrupa fuarları on birinci yüzyıldan itibaren kurulmuş ve yaygınlaşmışlardır. Bu bir anlamda, şehirlerin gelişmesine paralel olarak seyreden bir süreçtir. Ünlü ticaret tarihçisi Sedilliot meşhur kitabında (Dünya Ticaret Tarihi) müstakil bir başlık açmış ve buna “Büyük Panayırlar Çağı (1000-1450)” adını vermiştir.

Aslında bugün kullandığımız foire kelimesi Latince sevinç anlamına gelen feria’dan gelir. Ortaçağda pazarların yaygınlaşmasıyla beraber senyörlerin iktidarı zayıflamış ve bir takım yasaklamalar kaldırılmıştı. Bu ise tüccar sınıfı için bir bayram havası anlamına geliyordu. Bu bakımdan fuarların bilinen bayram günlerinden birine rast getirilmesine dikkat edilmiştir. Aziz Qiriacus günü, Büyük Perhiz, Azizler Yortusu, isa’nın Orucu ve Noel gibi kilisenin belirlediği kutsal günler aynı zamanda birer fuar günüdürler. Yani fuar ya da diğer bir adıyla panayırlarla kutsallık iç içe geçmiştir. Avrupa’nın önemli panayırları manastırların nezaretinde kurulmuştur. Mesela, en ünlülerinden Lendit panayırı Aziz Denis, Novgorod panayırı ise Aziz Makarius Manastırına bağlı keşişler tarafından kurulmuştur. Yine aynı şey Frankfurt, Lavigny ve Wisby panayırları için de geçerlidir. Bu kutsallık kendini daha fuarların açılışında yapılan törende gösterir. Papaz açılış törenini “Tanrı, tüccarı sıkıntı ve ölümden, düşmanlardan ve kötü kimselerden korusun!”. anlamında bir duayla başlatır. Ünlü Belçikalı iktisat tarihçisi Henri Pirenne de tüccar ile kutsallık arasındaki ilişkiyi veciz bir şekilde tasvir etmiştir. Onun “ilk tüccar kutsal yer ziyaretlerinin birinde mum satan adamdır.” sözü çok meşhurdur.

Peki bu tarihsel gelişme bizim tarihimizde nasıl bir seyir izledi?

ÇAKIR: Batıda ortaya çıkıp geliştiğini söylediğimiz fuarın bizim tarihimizde de ilk numunelerini görmek mümkün. Mesela Hunlar ve Göktürkler zamanında, özellikle Çin sınırında pazarlar kurulur ve komşu devletlerin vatandaşları birbirinden alışveriş ederlermiş. Bu gelenek Selçuklu ve Osmanlılarda da devam etmiştir. Bizde bunlar daha çok pazar ve panayır olarak adlandırılır. Rahmetli Faruk Sümer’in ‘Milletlerarası Bir Fuar’ olarak adlandırdığı ‘Yabanlu Pazarı’ buna bir örnektir. Pazarın yeri kesin olmamakla beraber Kayseri-Pınarbaşı yolu üzerinde bulunan Pazarören kasabasının kurulduğu yer olarak biliniyor. Pazar, Mayıs ayı başlarında kurulup Haziran ortalarına kadar devam edermiş. Yani yaklaşık kırk, kırbeş gün süren bir Pazar bu.

Yabanlu Pazarı çok meşhurdur. Bunun dışında Mardin’in güneyinde Kızıltepe, Kırşehir-Kayseri yolu üzerinde Ziyaret, Amasya-Tokat yolu üzerinde Azine pazarları da hatırı sayılır pazarlardandır. Bir de güneydoğuda Türkmenlerin yoğun olduğu yerlerde kurulan Türkmen pazarları vardı ki, bunlar arasında Halep, Musul ve Kırşehir’i saymak mümkündür.

Osmanlı devletinde daha Osman Gazi zamanında pazarların kurulduğunu net olarak biliyoruz. Fakat bu pazarlar haftada bir defa kurulan hafta pazarlarıdır ve aslında bugün bile bütün Anadolu’da varlığını sürdürmektedir. Bilirsiniz. bir ilçe veya kasabanın haftanın bir, bazen de iki günü hafta pazarı günüdür. Mesela benim memleketim Reşadiye ve oranın Pazar günü Pazartesidir. Ama hemen komşumuz Niksar’ınki Salı günüdür. Aslında burada da bir anlamlı takip vardır. Zira pazarcılar sırasıyla bu yerleşim yerlerinde pazarcılık uğraşılarını yaparlar. Öyle ki bu noktadan hareketle yerleşim yerlerinin adları şekillenmiştir. Mesela Pazar, Pazaryeri, Cumapazarı, Salıpazarı, Çarşamba, Perşembe gibi. Bunların örneklerini artırmak mümkün.

Burada bir noktaya değinmek istiyorum. Aynen batıda olduğu gibi bizim tarihimizde de pazarın kutsallığı söz konusudur. Öyle ki pazarlar genellikle halkın bir ibadet olarak Cuma namazını kılmak için toplandığı günlere denk düşürülür. Bu cami-pazar ilişkisi bugün bile etkisini aynen sürdürmektedir. Biraz önce zikrettiğimiz isimlerden Cumapazarı ismi en çok kullanılan bir isimdir. Zaten Osmanlı kayıtlarında bir yerleşim birimi tarif edilirken şu ifade sıkça kullanılır ve bu o yerin niteliğini ortaya kor: ‘Bazar durur, Cuma kılınur’.

Panayırlar pazarlardan ölçek itibarıyla ayrılırlar. Panayırlar büyük ölçekli pazarlardır. Milletlerarası olabilir. Yerli ve yabancı tüccarlar katılır. Pazarlarda olduğu gibi bir kasaba veya birkaç köyün katılımıyla sınırlı kalınmaz. Daha çok nüfus çeker. Ve tabii en önemlisi daha uzun sürelidir. Bu anlamda panayırların Osmanlı devletindeki varlığı ve devletin düzenlemesi on altıncı yüzyıldan itibaren başlar. Çünkü pazarları mahallî idare, panayırları ise merkezî idare organize eder.

Bu çerçevede Osmanlı Devleti’nde meşhur olmuş çok sayıda panayır biliyoruz. Bunlar daha çok Rumeli’de ortaya çıkmışlardır. Uzuncaabad, Filibe, islimye, Silivri, Siroz panayırları önemli panayırlardandır. Kuşkusuz Rumeli’nin en büyük panayırı Uzuncaabad panayırıydı. Eylül’ün başında başlar ve bir-bir buçuk ay devam ederdi. Buraya daha çok yabancı tüccarlar, mesela ingilizler, Fransızlar, Avusturyalılar ve Saksonyalılar mal getirirdi. Anadolu’da da Yapraklı, Zile, Amasya, Buca, Balıkesir ve Manyas panayırları büyük panayırlardı.


Copyright © 2011 Mhe
Bu Site En iyi Firefox'da Görüntülenir.
Sitemizdeki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir.

Bugün 25 ziyaretçi buradaydı.